|
ÖZDE TEHCİR YA DA SÖZDE SOYKIRIM... FARK EDER Mİ GERÇEKTEN?
Tehcir mi soykırım mı? Katliam mı mukatele mi? Tarihçiler mi karar versin, siyasiler mi?
Bir milli maç seyreder gibi izliyoruz bu tartışmayı: Gerçi golleri hep biz yiyoruz, ancak yeni taktiklerimiz sayesinde durumu düzeltebileceğimiz inancını henüz yitirmedik: Resmi tezimizi bir kabul ettirebilsek, karşı takıma karşı büyük bir zafer kazanacağımızdan eminiz… Vakuruz. Azimliyiz. Amigolarımızın komutlarıyla heyecanlanıyor, sahadaki temsilcilerimizi desteklemek için bayraklarımızı sallıyoruz... Hep aleyhimizde kararlar veren peşin hükümlü hakemlere ve karşı tribünleri dolduran yedi düvele karşı öfkemiz kabarıyor, yer yer küfürle karışık tezahürat yapıyoruz. Hele hele kendi tribünlerimizden birileri karşı tarafı desteklemeye kalkarsa, doğal olarak çileden çıkıyoruz: En ilkellerimiz bu hainleri linç etmeye niyetlenirken, daha aydınlarımız onları vatansız ilan edip lanetliyorlar. Çünkü bu bir milli dava. Haklıyız, kenetlendik ve bu maçı mutlaka kazanmak istiyoruz…
Açıkçası, 1915'te tam olarak ne olduğuyla çok ilgili sayılmayız, işin o faslını tarihçilerimize havale ettik; hem... bu işin uzmanı olmadığımız için, biz sıradan vatandaşların söyleyecek pek bir sözümüz de yok. Uzman büyüklerimize inanıyoruz: Arşivlerde ne yazıyorsa odur! Zaten önemli olan, önüne bir “sözde” lafı koydurtmadan “soykırım” dedirtmemek… olan biteni “tehcir” ya da “mukatele” gibi anlamı biraz muğlak, sözlüklerde bile zor bulunan kelimelerle tanımlamaktır. Sözcükler yer değiştirince “biz” kazanmış olacağız…
Peki ama, tarihsel açıdan haklı olduğumuzu, Ermeni meselesindeki resmi tezimizin gerçekleri, yalnızca gerçekleri ve tüm gerçekleri içerdiğini varsaysak bile, bu meselenin her gündeme gelişinde takındığımız saldırgan tutumda ve öfkeli fanatik taraftar üslubunda sizi rahatsız eden, tuhaf gelen bir şeyler yok mu? Bazı emekli diplomatlarımızın ve kimi devletli tarihçilerimizin 1915'te olan biteni “teknik” ya da hukuki bir soruna indirgemelerinde, basit bir “trajedi” diye geçiştirmelerinde, ölenlerin sayısının Ermeni milliyetçilerinin iddia ettikleri gibi bir milyon değil de “yalnızca” üç yüz bin olduğunu büyük bir soğukkanlılıkla, müstehzi bir gülümsemeyle, sanki marifetmiş gibi dile getiriyor olmalarında bir çiğlik, bir densizlik sezmiyor musunuz? 
Kendi resmi tezimizde yer alan rakamlarla yetinsek bile, bu topraklarda yaşamış, bu ülkenin vatandaşı, kadınıyla, çoluğu çocuğuyla, yaşlısı ve hastasıyla ÜÇ YÜZ BİN insanın ölümüyle sonuçlanan olaylardan söz ettiğimizi unutacak kadar insanlıktan uzaklaştık mı yoksa? Başka bir deyişle, varsayalım ki Ermeni milliyetçileri iftira atıyorlar, yalan söylüyorlar... peki ama bizim de en azından bir edep sorunumuz yok mu dersiniz? Ölenlerin yakınlarının, torunlarının, tüm dünyanın gözlerinin önünde, bu kadar insanın ölüsünün arkasından konuşurken hiç olmazsa daha insancıl, daha hassas, daha saygılı bir dil kullanmamız gerekmez mi? Nerede kaldı o çok öğündüğümüz örf ve adetlerimiz?
Kendi itiraf ettiğimiz rakamların bile ne anlama geldiğini bir gün olsun düşünmeyecek miyiz? “Ölenler topu topu üç yüz bin kişi, bu Ermeniler de abartıyor canım” dedikten sonra, kendi dile getirdiğimiz bu rakamın bile ne kadar korkunç olduğunu bir an durup düşünmeden, hiç soluklanmadan ve ölen insanlar için bir an olsun içten, insani bir üzüntü hissetmeden, hiç sıkılmadan ve ölenlerin torunlarına gecikmiş bir "başsağılığı" bile dilemeden, kaldığımız yerden devam edip “bu milli davada ne kadar haklı olduğumuzu” aynı öfkeli ve kendinden emin ses tonuyla anlatmaya devam etmek bu kadar kolay mı?
Kendi resmi tezimizdeki sözcüklerin arkasında gizlenen, unutulan insani gerçeklikle hiç yüzleşmeyecek miyiz? Örneğin şu soruyu hiç sormayacak mıyız: Ne demek “üç yüz bin” kişi? Nasıl bir rakamdır “üç yüz bin”? Asya'daki son tsunami felaketinde ölenlerin sayısına yakın bir rakam mıdır acep? Ya da Gölcük depreminde ölenlerin yirmi misli? Saddam'ın Halepçe'de öldürdüğü Kürtlerin altmış misli? Kıbrıs'taki mevcut Türk sayısının yaklaşık iki misli? Çorum ya da Sivas büyüklüğündeki bir kentin nüfusu? 1915'te ölenlerin sayısı Ermenilerin iddia ettikleri gibi bir/bir buçuk milyon değil de, bizim resmi tezimizdeki gibi “yalnızca” üç yüz bin ise… rahat uyumaya hakkımız olacak mı? 90 yıllık bir mesafeden bakınca, yan yana sıralanmış üç yüz bin insanın cesedi o kadar az mı görünüyor? Üç yüz bin insan evladının hayatı bu kadar ucuz mu?
Hem... diyelim ki resmi tezimiz doğru ve bu ölen insanlar sırf Ermeni oldukları için, toptan yok edilmek amacıyla sistematik olarak öldürülmediler (yani soykırıma ya da etnik temizliğe tabi tutulmadılar)… yalnızca, o bölgedeki Ermeniler toplu olarak zorla göç ettirilirken (yani tehcir sırasında) kazara… salgın hastalıktan… münferit bir iki çete saldırısı sonrasında… istemeden yok oldular… Peki ama, devletin insani ve siyasi sorumluluğu açısından çok fark eder mi gerçekten?
Resmi tezimizin doğru olduğunu varsaysak bile, şu soruları sormayacak mıyız örneğin: Ölenler, tehcir kararını veren devletin vatandaşı değil miydi? O devletin himayesi altında değil miydi? Hele o yılların savaş koşullarında Kuzey Doğu Anadolu'dan bu kadar çok sayıda sivili apar topar yollara dökme kararını veren devlet yöneticileri bu insanların önemli bir kısmının yolda ölebileceğini bilmiyorlar mıydı gerçekten? (ki, “tüm tehcir edilenler ölmedi” diyorsak, göçe zorlanan insan sayısının üç yüz binin çok çok üstünde olduğunu kabul etmemiz gerekiyor!) Bunun böyle olacağını öngörmek olanaksız mıydı dersiniz?
Eğer tehcir kararı, doğuracağı sonuçlar bile bile alındıysa, bu canilik değil de nedir? Yok eğer tehcir kararını alanlar bu kadar çok insanın öleceğini önceden düşünemedilerse... bu işin nereye varabileceği, aldıkları kararın sonuçlarının neler olabileceğini hesaplayamadılarsa… yani "kötü niyetli ve cani" olmadıklarını varsaysak bile... üç yüz bin vatandaşının ölümüne yol açan böylesine korkunç bir kararı alan yöneticilerin yine de vermesi gereken bir hesap yok mudur? Bu karar zaten yeterince büyük bir suç değil midir? Kendi askerini bile Sarıkamış'ta kırdıran paşaların, “düşmanla işbirliği" yaptıklarına inandıkları sivillerin yaşamına ne derece özen göstermiş olabileceklerini hiç mi sorgulamayacağız? Tehcir kararının ardındaki zihniyeti hiç mi kınamayacağız?
Denilebilir ki, o dönemim yöneticileri bu kararı durup dururken vermemişlerdir, bunun bir nedeni vardır: Nitekim resmi tezimizin üçüncü ayağı da, Ermeni örgütlerinin savaş sırasında Rus ve İngiliz emperyalizmiyle işbirliği yapıp ayaklandıklarını, Türk köylerini basıp katliam yaptıklarını, Osmanlı yöneticilerinin de tehcir kararını bu yüzden aldıklarını, yani savaş koşullarında bir tür meşru müdafaa içinde olduklarını dile getiriyor.
Gerçi, savaş koşullarından söz ederken, söz konusu savaşın “haklı” bir kurtuluş savaşı değil, tüm dünya halklarından on milyonlarca insanın pisi pisine öldüğü haksız bir emperyalist çıkar savaşı olduğunu hatırlatmak gerekmez mi? Bu koşullarda, yani devleti yönetenlerin 90.000 askeri Sarıkamış'ta feda edecek kadar gözü dönmüş bir biçimde Turan peşinde koştukları bir dönemde, yıkılmakta, parçalanmakta olan bir imparatorluğun kimi unsurlarının da bağımsızlık hayalleri kurmalarının çok da yadırganacak bir şey olmadığı göz ardı edilebilir mi? Üstelik, Ermenileri emperyalizmle işbirliği yapmakla suçlarken, Osmanlı yöneticilerinin de aynı tarihlerde, en az İngilizler ve Ruslar kadar vahşi ve acımasız bir başka emperyalizmle, yani Alman emperyalizmiyle işbirliği içinde olduklarını, hatta Alman genelkurmayının Osmanlı ordusunun yönetiminde bile söz sahibi olduğu görmezden gelmek ne derece adil, ne derece dürüst olabilir? "Biz" o savaşta çok mu masumduk sanki?
Ancak bu tür tartışmalara hiç girmeyip, olgusal düzeyde resmi tezimizin bir kez daha tümüyle doğru olduğunu, yani Ermeni çetelerinin emperyalizmin kışkırtmalarına kapılıp kendi devletlerine ihanet ederek Müslüman ahaliyi katlettiklerini dikkate alsak dahi… Ermeni çetelerinin yaptıklarını tüm sivil Ermeni halkına mal edebilir miyiz? Başka bir deyişle, resmi tezimizde belirtildiği gibi, o dönem karşılıklı katliamlar (mukatele) yaşanmış olsa bile, tüm bir halkı toptan cezalandırmaya temel oluşturan bir tür “kolektif suç” mantığı savunulabilir mi?
Bugünden geriye dönüp baktığımızda, resmi tezimizdeki gerekçeler bile, üç yüz bin sivilin ölümüne yol açan bir tehcir kararını haklı kılabilir mı gerçekten? Yani olayları bugünün hukuk devleti mantığı içinde değerlendirdiğimizde — hatta savaş koşullarını dikkate alsak dahi — Ermeni siyasi örgütlerinin ihanet etmiş olmaları, devletin yörede yaşayan tüm Ermeni sivil halkı savaş koşullarında zorla göç ettirmesini haklı kılabilir mi? Böyle bir karar, hem özü itibarıyla, hem de doğurduğu insani sonuçlar açısından, bugün hâlâ savunulabilir mi?
Resmi tezimizin olayları aktarış biçimi tümüyle doğru olsa bile, tehcirin olsa olsa o günün devlet anlayışı içinde alınmış bir karar olarak görülebileceğini… ancak bugünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, Avrupa insan hakları sözleşmesine imza atmış bir ülkede, yani günümüz Cumhuriyet rejiminin, demokratik hukuk devletinin mantığıyla baktığımızda, gerekçesi ne olursa olsun, onca insanın ölümüne yol açmış bu tür bir siyasi kararın haklılığını savunmanın artık elbette söz konusu olamayacağını belirtmemiz gerekmez miydi hiç olmazsa? Bunu bile kabul etmeden, yani bugün kağıt üstünde savunduğumuz değerler açısından kendi resmi tezimizin mantıksal sonuçlarıyla bile yüzleşmeden, olan biteni “basit bir trajedi” diye geçiştirmek bu kadar kolay mı gerçekten?
Ermeni tezlerinin tümüyle iftira olduğunu varsaysak bile… Türk resmi tezinin sözcülüğünü yapanların bu olan biteni savunuş biçimlerinde ve Ermenilerden söz ederken kullandıkları aşağılayıcı, suçlayıcı üslupta… bırakınız ölenlerinin torunlarını, her vicdan sahibi sıradan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını bile rahatsız etmesi gereken bir hoyratlık, ölenlerin anısına karşı çirkin bir saygısızlık, yakınlarının duygularına karşı inanılmaz bir umursamazlık sezmiyor musunuz?
Meseleyi bu zihniyetle, bu üslupla tartıştığımız sürece, sözde soykırım ya da özde tehcir olmuş… ne fark eder ki?
Burada yapılan şey gerçekten Türkiye'ye karşı yöneltilmiş “haksız bir soykırım suçlamasına” karşı çıkmak mıdır? Yoksa, 1915'te yaşananlardan 90 yıl sonra bile ölenlerin anısına en ufak bir saygı gösteremeyişimiz... en ufak bir içten üzüntü beyan edemeyişimiz başka bir şeylerin mi ifadesi? Bir yandan ölenlerin torunlarına, akrabalarına nefret saçarken, bir yandan da bunca insanın ölümüne yol açan karara sahip çıkmanın, bu kararı alan dönemin yöneticilerini açıkça savunmanın… hatta adeta kahraman ilan etmenin temelinde bambaşka bir mantık, bambaşka bir zihniyet yatıyor olmasın sakın?
Aslında sorunun can alıcı noktası da budur: Çünkü resmi tezin özü ve savunuluş tarzı, doksan yıl önce yapılanları mazur göstermenin de ötesinde, düpedüz savunan, hatta neredeyse açık açık “Ermeniler, kendilerine yapılanı hak etmişlerdi” diyerek haklı çıkartmaya çalışan bir söyleme dayanıyor. Hatta bu savunmayı yaparken bazen ölçü iyice kaçıyor ve “yaptıksak yaptık, ne olmuş yani? Bugün olsa yine yapardık” demeye varan bir pişkinlik bile sergileniyor. Sorun şu ki, resmi tezin bayraktarlığını yapanlar, sanki o dönemin Osmanlı yöneticileriyle aynı ideolojiyi, aynı türden bir milliyetçiliği bugün hâlâ savunuyor gibiler... yani aslında tehciri savunurken, bugünkü kendi zihniyetlerini, ideolojilerini savunuyor gibiler... acaba bu yüzden mi bu kadar saldırganlar... suç üstü yakalanmış gibi?
Koskoca bir imparatorluğu batırdıktan sonra Cumhuriyeti de yıkmaya muktedir bir etnik milliyetçiliği, yani Enver paşa/Talat paşa şovenizmini bugünün Türkiye'sinde hakim kılmaya çalışan bu söylemin sahipleri, aslında tehcir kararını alanlardan bile daha öteye gittiklerinin farkındalar mı? Çünkü o tarihte tehcir kararını alanlar, eğer gerçekten resmi tezimizde belirtildiği gibi bu kararı bilinçli bir “yok etme” mantığıyla almadılarsa, belki geriye dönüp baktıklarında: “Bu kadar insanın ölümüne yol açacağını bilseydik bu kararı almazdık” diye kendilerini savunmayı deneyebilirlerdi… Oysa, ne gibi insani sonuçlar doğurduğunu bile bile, bugün hâlâ tehcirin haklı olduğunu söyleyenlerin böyle bir kaçış noktası yok: Yitirilmiş bir savaşın ardından bile, doksan yıl sonra, hâlâ, üç yüz bin sivilin feda edilmesini doğru buluyorlar! Üstelik onların Ermenileri hedef alan, onlara yapılanlardan bile Ermenileri sorumlu tutan, hâlâ düşmanlık saçan kin dolu söyleminin "savaş koşulları" gibi bir mazereti de yok. Doksan yıl sonra bile gerekli soğukkanlılığın, insancıl tavrın gösterilemeyişini ancak belirli bir ideolojik tavır açıklayabilir, bildik bir "derin devlet" zihniyeti: "Türk" olmayan ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman gören, sürekli iç ve dış tehditlerle halkı korkutup sindirmeye çalışan, paranoyak, saldırgan, ırkçı bir milliyetçilik...
Gerçi, bu söylemin sahipleri, kendi tavırlarının gerekçesi olarak Ermenilerin de bu meseleye düşmanca, milliyetçi/şoven bir açıdan yaklaştıklarını, tarihe tek taraflı baktıklarını, özellikle de diaspora'daki Ermenilerin bu meseleyi adeta bir "varlık sebebine" dönüştürdüklerini, üstelik Ermenilerin de o tarihlerde Türkleri öldürdüklerini söyleyeceklerdir. Asala'nın intikamcı, terörist eylemlerini gündeme getirip, işledikleri cinayetleri hatırlatılacaktır...
Ancak bir tarafın şovenizmini eleştirmek, cinayetlerini dile getirmek, ille de öteki tarafın şovenizmini desteklemek ya da cinayetlerini mazur görmek midir? İnsan her türlü şovenizme, cinayete karşı olamaz mı? Kaldı ki, milliyetçiliğin ve şovenizmin mantığı her yerde aynıdır ve birbirini besler; dolayısıyla Ermeni şovenizminin de Türk şovenizminden daha insancıl olması için hiçbir neden yoktur. Şurası kesin ki, hiç bir katliamın ya da terörist eylemin haklı bir gerekçesi olamaz. Etnik çatışmalarda "iyi" ya da "masum" taraf yoktur. Milliyeti ne olursa olsun ve savunduğu dava ne olursa olsun, cani canidir... ve her halkın içinden caniler çıkmıştır: Türk'ü kesen Ermeni de canidir, Ermeni'yi kesen Türk de... Ayrıca, kim ne kadar acı çekmiş olursa olsun, hiçbir halkın tümüyle cani olarak gösterilmesi, toplu olarak "suçlu" ilan edilmesi kabul edilemez...
Öte yandan, unutmayalım ki canilerin elinde ne kadar çok güç, silah ve iktidar varsa, devlet gücü ve ordu varsa, insanlığa o kadar çok zarar vermişlerdir!
Her şey bir tarafa, eğer sürekli olarak geçmişte yaşananları bahane ederek yeni katliamlara, bitmeyen kan davalarına, tükenmeyen kinlere zemin hazırlamak istemiyorsak, herkes öncelikle kendi canisiyle kendi hesaplaşmalı, işlenen suçların hesabını - bu suç "ötekine" karşı işlenmiş de olsa - sormalıdır. Dolayısıyla her halk kendi vicdan muhasebesini kendi yapmak zorundadır; herkes kendi tarihiyle yüzleşmelidir. Kimse kendi ayıplarını "ötekinin" yaptıklarını mazeret göstererek haklı çıkarma ya da aklama hakkına sahip değildir.
Kendimize dönüp bakacak olursak, bizim resmi tezimiz bile devletin verdiği bir "tehcir" kararının sonucunda üç yüz bin sivilin öldüğünü kabul ediyor. Böyle bir katliamı savunan ya da mazur göstermeye çalışan (hele hele "haklı" gösteren!) bir ideolojiyle hiçbir yere varamayacağımızı ne zaman anlayacağız?
Başka bir deyişle, 1915 söz konusu olduğunda, resmi tezi savunanların çoğunun kullanmakta sakınca görmediği o hırçın, çirkin ve pişkin üsluptan uzaklaşmak için Ermeni tezlerini kabul etmeye, “soykırım” sözcüğünü “sözdesiz” telaffuz etmeye ya da bir milyon ölüden söz etmeye hiç gerek yoktur. Türk resmi tezinin içerdiği itiraflar bile zaten yeterince vahimdir!
Ermeni meselesini gerçekten tartışabilmek için Türkiye her şeyden önce kendi resmi teziyle, bu tezin içerdiği itiraflarla, acı gerçeklerle yüzleşmeyi başarabilmelidir. Şovenizmin kindar gözlüklerini takmadan Türk resmi tezinin içeriğine bakmak bile, bize Ermeni meselesine bambaşka bir açıdan, bambaşka bir üslupla yaklaşmamız gerektiğini göstermeye yetecektir. Kendi resmi tezimizde kabul ettiklerimizle gerçekten yüzleşmek bile, bizi daha insancıl, daha etik bir çizgiye gelmeye zorlayacaktır.
Ermenilerin acısını anlamadan, paylaşmadan, meselenin insani boyutlarıyla yüzleşmeden ve daha insancıl bir üslup takınmadan Ermeni iddialarında bir doğruluk payı olup olmadığını ciddi biçimde tartışabilmek dahi olanaksızdır. Ermenilerle ortak tarihimizin kırılma noktası olan 1915'te yaşananlar hakkında, öncelikle böyle bir etik tavır takınmadığımız sürece, o gün "karşı tarafta" yer alanların torunlarıyla bugün sağlıklı bir diyalog kuramayız. Oysa bu toprakların tarihinin tüm taraflarının torunları olarak, aramızda diyalog kurup uzlaşmadan bu meseleleri çözemeyiz... Doksan yıldır da çözemedik zaten!
Hem... unutmayalım ki, uzlaşmamız gereken o torunların bir kısmı bugün hâlâ kendi ülkemizin has vatandaşlarıdır, Türkiyeli Ermenilerdir ve "biz" diye tanımladığımız ulusal bütünün bir parçasıdırlar. Eğer Türkiye tek bir etnik gruba ait bir ülke değilse, gerçek anlamda vatandaşlık bağını temel alan demokratik bir hukuk devleti, laik ve üniter bir cumhuriyetse, o zaman Ermeni vatandaşlarımızın da atalarından söz eden bir tarih dilimi hakkında, onları dışlayan, onların duyarlılıklarını dikkate almayan, onları ikna etmeyen, üstelik onları rencide eden ortak bir tarih nasıl yazılabilir?
1915'te yaşananlar ne olursa olsun, biz eğer bugün bir "soykırım mantığıyla" hareket etmiyorsak, yani amacımız Ermeni varlığını bu topraklardan silip atmak, izini yok etmek değilse, o zaman bu ülkenin Ermenilerinin de eşit birer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını, komşumuz Ermenistan'daki Ermenilerin de onların soydaşları... dolayısıyla "bizim" de soydaşımız olduklarını, öyle olunca da ortak tarihimizi onlarla birlikte yazmak zorunda olduğumuzu asla unutmamalıyız... Hatta o çok kızdığımız diaspora Ermenilerinin bile aslında bizim ülkemizden göç etmiş insanların torunları olduklarını, kökenlerinin bu topraklar olduğunu, yani özünde onların da bu toprakların insanı, bizim insanlarımız, akrabalarımız olduklarını hatırlamamızda yarar vardır.
Kendi tarafımızdaki şovenizme, düşmanca üsluplara karşı çıkmak, karşı tarafı da aynı yönde hareket etmeye teşvik edecek, benzer anlayışta olanlara yardımcı olacaktır. Eğer meseleyi gerçekten çözmek istiyorsak, artık bir an önce o "düşman takıma karşı soykırım maçı" yapar havasından çıkmamız, ortak tarihimize kazanılması gereken bir "savaş" mantığıyla değil, insanların karşılıklı olarak yaşadıklarını içten bir şekilde anlamaya, paylaşmaya, aşmaya çalışan insancıl bir yaklaşımla, birlikte eğilmeliyiz.
Hem, unutmayalım ki bu konularda kararı verecek olanlar ne tarihçiler, ne siyasiler, ne de diplomatlardır… Asıl söz sahipleri, bu topraklarda geçmişte yaşananlar hakkında ellerini vicdanlarına koyarak kararı verecek olanlar, yalnızca ve yalnızca insanlar, bu toprakların insanlarıdır... yani kararı bizler vereceğiz, hepimiz, hep birlikte. Bu toprakların insanları geçmişte yaşananlar hakkında uzlaşmadıkça, vicdanlarında birbirini aklamadıkça ya da affetmedikçe, alınacak hiçbir diplomatik "zaferin" hiç kimse için en ufak bir anlamı olmayacaktır..
Ermeni meselesini tartışmak için tarihçi, arşivci, uluslararası hukuk uzmanı ya da emekli diplomat olmaya gerek yoktur. Çünkü sorun zaten bir “tehcir mi soykırım mı?” sorunu ya da teknik/hukuki bir mesele değildir: İnsani açıdan baktığımızda, insanların yaşadıkları acılara, yitirdiklerine, yitirdiklerimize baktığımızda, zaten tehcirle soykırım arasında hiçbir fark yoktur! Gerçek şu ki, Birinci dünya savaşı öncesinde bu topraklarda yaşayan nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Ermenilerden geriye bugün Türkiye'de ancak bir avuç insanımız kalmıştır. Dolayısıyla, sonuçları itibarıyla değerlendirdiğimizde, tehcirle soykırım arasında bir fark yoktur. Türk teziyle Ermeni tezi her ne kadar 1915'te yaşananları farklı anlatıyorlarsa da, aslında o yaşananların yarattığı insani sonuçlar açısından baktığımızda, her ikisi de aynı noktaya varmaktadır. 1915'in bize neleri kaybettirdiğini görebilmek için arşivlere değil, insanların yüzlerine bakabilmemiz gerekiyor. Arşiv, işin tarihçileri ilgilendiren boyutudur. Belgeler, anlaşmalar, sözleşmeler devletlerin yaşamında önemlidir elbette. Ancak tarihimizle yüzleşmek için asıl yapmamız gereken şey, tozlanmış arşivlerdeki küflü belgelere değil, insanların, bizim insanlarımızın gözlerinin içine, yüreklerindeki acıya bakabilmeyi başarmaktır... vicdanımızın sesini susturmadan, insanlığımızı askıya almadan! Sorunu ancak birbirimizin yüzüne kin ve nefret olmadan bakabildiğimizde çözmüş olacağız.
Sorun şu ki, tehcir tezini yedi düvele kabul ettirtmeyi başarsak dahi, bu bize 1915'te yitirdiklerimizi asla geri getirmeyecektir. Tıpkı soykırım tezini kabul ettirmenin sonucunda elde edilebilecek törensel bir özrün, bir uluslararası parlamento ya da mahkeme kararının, ödenecek bir tazminatın o yitirdiklerimizi asla geri getiremeyeceği gibi… 
Çünkü adına ister tehcir, ister soykırım… ister katliam, ister mukatele… isterse de etnik temizlik ya da "trajedi" diyelim. Sonuçta her şıkta kaybeden "biz"iz, bizleriz. Her savaşta, her bölünmede, her ayrışmada, her mübadelede, her göçte, her köy boşaltmada, her katliamda, her suikastte, her düşmanlıkta bu toprakların insanları olarak biz kaybettik, bizler eksildik, bizler fakirleştik… bizler birbirimizi kırdık, bu toprakların insani zenginliğini oluşturan “bizi” yitirdik.
Sonuçta, Türkiye'nin "soykırım maçında" kazanacağı hiçbir şey yoktur. Aksine, bu meseleyi şoven milliyetçiliğin diliyle, üslubuyla tartışmaya devam ettiğimiz sürece, doksan yıl önce yitirdiğimiz Ermenilerin bu kez de torunlarını ebediyen yitireceğiz. Türk/Ermeni genç kuşakları insanlık dışı bir kinle zehirlemiş olacağız. Uygar bir toplum olma hakkını yitireceğiz.
Oysa, geçmişimize bakarken, şovenizmin at gözlüklerinden kurtulmayı başarabilirsek, bu topraklarda yaşayan insanların, tüm insanlarımızın yaşadıklarıyla ve acılarıyla yüzleşir, bu acıları payşamayı, yitirilenleri ortak kayıplarımız olarak görmeyi başarabilirsek... bunu hiç olmazsa bugün başarabilirsek, belki işte o zaman dün yitirdiğimiz o “biz”i yarın yeniden kazanabilir, ortak çabalarla yeniden oluşturabiliriz.
Bu zenginliği yeniden kazanmamız için hâlâ çok geç değildir.
OKUR YORUMU
"ÖZDE TEHCİR YA DA SÖZDE SOYKIRIM" baslikli yaziniz
Sayin Bener, Saniyorum bahsettiginiz ucyuzbin rakami Kamuran Gurun'un ciddi bir arastirma sonucu yazdigi _Ermeni Dosyasi_ adli kitabinda yabanci kaynaklara da dayanarak yaptigi hesaplardan sonra verilmis rakamdir (benim onumde Ingilizcesi var, sayfa 219). Bir cok kisi bu rakami gercekte neye karsi geldigini pek bilmeden kullanmakta. Bu ucyuzbin rakami tehcire tabi tutuldugu sirada olen Ermenilerin sayisi degil, Birinci Dunya Savasi sirasinda (ve hatta 1920ler-1914 arasi) her nedenden Osmanli sinirlari icinde hayatini kaybettigi anlasilan Ermenilerin sayisidir, yaslilik nedeni ile olanlar dahil. Tehcir sirasinda cesitli nedenlerden hayatini kaybeden Ermeni sayisi ise yanlis hatirlamiyorsam Turk Tarih Kurumu tarafindan 56 bin olarak verilmistir. Kamuran Gurun'un kitabini henuz okumadi iseniz incelemenizi tavsiye ederim. Erdal
özde tehcir sözde soykırım
Bazi yazarlar Ermeni ve Yahudi soykirimlarini mukayese ederler. Dogrudur, yahudiler rakkam olarak bizden fazla sehit vermislerdir. Fakat onlar kendileri icin belki de yabanci bir ulkede yasamalarinin bedelini odediler. Fakat biz ermeniler kendi oz yurdumuzda ve en uzucusu, Devletin himayesinde oldugumuz halde, devletin eliyle soykirima tabii olusumuzdur. Ermeniler binlerce yillik anayurtlarindan sokulup atilmislardir. Geride o topraklarda yalniz kanlarini degil, evlerini barklarini tarlalarini, dini mabetlerini, sarkilarini, oyunlarini, sanat ve kulturlerini yani herseylerini birakip gitmislerdir. Bugun o nimetleri paylasanlar bunlarin hepsini midelerine indirdikden sonra, maalesef simdi o topraklar icin "Bati Ermenistan" denmesine bile tahammul etmiyorlar... Gelelim ikinci konuya: Dediginiz gibi diyelim ki soykirim olmadi ve surgun gerceklesti, pekiyi 1.5 milyon halkin, mali mulku, hani dukkani, tarlasi, parasi pulu ne oldu? yalniz milli menkul olarak 2500 kilise ve manastir, ve bunlara teberru edilen tasinir ve tasinmaz milyonu asan menkullere ne oldu?. Devlet bu mali mulku gasp ettikden, veya ona buna peskes cekdikden sonra bunlardan hic mi sorumlu degildir?. Savas ganimeti mi sayiyor?. Gelelim Ermenilerin Toprak talebi konusuna: Yukaridaki saydigim gasplar karsiliginda, Turk hukumeti cikip da, pekiyi deyip Trabzon'dan Ermenistan'a ozel bir yol tesis edip 50 veya 100 sene sen bu yolu ticaretinde kullan, silah tasimamak kaydiyla para pul istemiyorum, dese buyuk bir tazminat odemis olmaz mi?. Aslinda niyet meselesidir. Kendilerini sovenist milliyetcilikden arindiramadikca, hic bir zaman sizin bakdiginiz gozlukle bakmalari mumkun degildir. EEE sovyetler dagildi, turk cumhuriyetleri bagimsiz oldular, iliskiler kurduk yalniz arada, bir ermenistan var onu da halledersek... turan'i kurabiliriz... diye dusunenlerin sayisi ne kadar bilmiyorum ama cogunlukta olduguna inaniyorum. Bu kafalar degismedikce... Ben, Turk vatandasi bir Ermeniyim, birakmisim kendi oz yurdumu, gelmisim dunyanin bir ucuna, cocuklarimin, benim dogup buyudugum ulkede degil de, bu yabanci ulkede yasamasini uygun gormusum. Dusunun atalarimin, benim, dogup yasadigim, hatralarimin bolca bulundugu herseyi silercesine, dedemin, babamin mezarlarini geride birakarak gelmisim buralara. Bu karar yalniz benim istegimle mi olustu, bunda devletin bize bakis acisi hic mi rol oynamadi?. Iste bunlari sorgulayacak yeni bir nesil, gencligi goruyorum bugun turkiyede, gec olmadan bu gibi dusunceleri yayginlastirmak, bu dunyada herkesin de yasamaya haklari oldugunu sindirecek genclige. Iste o zaman dunyanin uygar ulkeleri katagorisine girebiliriz. Dusunebiliyormusunuz, 1850 li yillarda anadoludaki ermenilerin kultur ve sosyal yasamlari, avrupada yasiyan insanlarin kultur ve yasanti seviyesi birbirleriyle kiyaslanmiyacak kadar yakindi. Bu durumu kartpostallarda da gorebilirsiniz. Yani bugun avrupalilarin bizden istedigi seviye 150 sene evvel bu topraklarda mevcuttu. Devletin yalnis politikasi bugunu dogurmustur. Gelelim diasporaya: Evvela su gercegi unutmayalim, Dunyanin neresinde bir Ermeni gorurseniz, hic dusunmeden, bilin ki onun ya babasi, ya dedesi veya buyuk dedesi anadoluda dogmustur. Bu bir tesaduf degildir. Bilhassa 1915-23 den sonra herseyini kaybetmis halde ve umumiyetle yetim kalmis cocuklar zamanla kendilerini bu zalim dunyaya monte etmis, ailesini, isini kurmus ve dunyanin bir kosesinde yasamini surdurmektedir. Bu kisiler geriye baktiklarinda dogal olarak nasil bir ruh haliyle yasamalarini bekliyebiliriz?. Annesini veya babasini tanimis veya hic tanimamis birisinden acaba ne dusunmelerini bekliyebiliriz?. Onlar cocuklarina kendi hayatlari hakkinda ne anlatmalarini istersiniz?. Yok, kimseye haksizlik yapmiyalim... Sayin Yigit, iste size bu noktada da takdir ediyorum. Eger bu 90 sene zarfinda, devlet, daha sonra cope atacagi kitaplara, veya lobi faaliyetleri icin, bosuna para harciyacagi yerde, bazi olumlu adimlar atmis olsa idi, bu diaspora kendi lehinde bir kuvvete donusmus olabilirdi, ve bugun yaptigi gibi dunyadaki yahudi lobisini yerine, kendi oz vatandaslari turkiye'nin lobisini teskil etmis olurlardi. Belki de yalniz ermenileri degil rum lobilerini de arkasina bulabilirdi. Iste o zaman AB ile hic bir sorunu olmaz, aksine Avrupalilar buyuk bir ozveriyle Turkiye'nin AB girmesine acik cek vermis olurlardi. Bilmem, bu havayi yakalamak icin gec mi kalinmistir?. Kevork BuyukAgopyan
Eski bir sevgili
Selam sizlere, insanlar ne tuhaf cocukken Fenerbahce yenildigi zaman aglardim hele Milli takim Avrupaya ciktigi zaman cogunlukla hep yenilirdi ( 1957-1965 senelerinde ) moralim bozulurdu...eh sansimizdan... Bugün hersey degisti !.. Cumhuriyet bayramlarina bizim okulda katilirdi, mikrofondan.. " azinlik okullari diye anons edilirdi... eh sansimizdan.... 6/7 Eylülde 4 yasindaydim her yeri talan edip döküp yiktilar bizim evin sahibi de Rumdu fakat bir istisna oldu alt katta oturan Memduh bey bizim evi kurtardi "ev benim dedi"...eh sansimizdan günümüzde hersey degisti !...Kisa pantolon giydirirdi annem hic sevmezdim müslüman olmadigim anlasilirdi bazen dayak da yerdim Müslüman yasitlarimdan. Sonra Avrupaya göcettik yazlari Istanbulda gecirirdik ( 3-4 hafta) Istanbulun kötü yerlerinin rasimlerini ceken turistlere kizardim ... bakin ne güzel yerler var oralari cekin bizi Avrupaya kötü tanitmayin derdim. Avrupada yetisken bir genc oldum 20 yaslarinda Müslüman Türk Hristiyan Türk ( Ermeni asilli ) Rum, Alman bircok arkadaslarim vardi. Fakat bir gün Bay Beyazit arkadaslarin yanina sokularak bu Ermeniyle nicin görüsüyorsunuz dedi . Tabii sagolsunlar hepsi sinirlendi fakat yanlarindandan kovamadilar...ben baska bir kenara cekildim.......eh sansimdan, günümüzde yok böyle birsey. Kara kara düsünmeye basladim ogünden sonra ...ah Istanbul hayirsiz sevgilim........ben bugün yeni ve degisik bir sehirdeyim Avrupada, 50. yasi coktan gectim . Buralari cok seviyorum............
Tebrikler- futbol takimi taraftari gibi davranmanin zamani coktan gecti.
Degil ucyuz bin, sadece masum bir insanin hayatini kaybetmesi ozurle atlatilacak bir sey degil. Bizim tarih kitaplari boyle bir ayibimizi atlayip geciyorlar ve bir nevi beyin yikiyorlar. Kabul edelim olaylar karanlik ve karisik bir devrede oldu ama oldu. Kelime oyunlari hakikatleri degistirmez. Hepimiz bu topraklarin cocuguyuz . Irkcilik, milliyetcilik dar kafali politikacilarin ve kendi eksiklerini ustlenmeyenlerin aletleri. Ben Erzincanda dogdum ve "Turkum" ama kendime aynada baktigimda Orta Asyadan gelen Turklerin hic bir ozelligini gormuyorum, ne gozlerim cekik ne burnum basik. Dalgali saclarim buyuk ihtimal semitik (musevi ?) atalarimdan gelme, burnum buyuk ihtimal rum/laz olan atalardan. Annem ve babamin aileleri Erzincanda dogup buyuduklerine gore buyuk ihtimal Ermeni ve Kurt( annem tarfinda garanti) kanida vardir. En iyi arkadaslarim arasinda " Ermeni, Musevi, Rum kokenli olanlar var ama onlarda en az benim kadar "Turk"". Onun icin birakalim futbol takimi taraftarligini "insan" olalim. Boyle dusundurucu bir yazi yazma cesaretini buldugunuz icin tebrikler Erdogan Gulari
Yorumlar Üzerine
Yiğit bey,sizin ve tüm arkadaşların yorumlarını okudum.Tartışılmamış şeyler aslında sürekli gündemdedir.Bir konunun bu kadar gündemde olupta tartışmaya açılmamasını anlamakta zorluk çekiyorum.Bu konuda üç maymunu oynamaktan vazgeçilmelidir. Ancak sitenizin tüm iyi niyetli yaklaşımına rağmen,anlamakta zorluk çektiğim bir yönü de;Ermeni militanlarınca katledilmiş Türk Diplomatları'ndan hiç bahsedilmemiş olması.Sizce Ermeni arkadaşların bu olaylara yaklaşımı nedir?Ben kimden gelirse gelsin bu tür olayları yapanları terörist olarak nitelendiririm. Hakan
Ermeni tehciri
Sn. Yigit Bener. Herseyden once yaklasim ve uslubunuz nedeniyle kutluyorum. Ancak, biraz tarafli ve eksik gibi. Hic o dönemin kosullarinda oradaki gunahsiz turk-ermeni vatandaslari, bölgeye yonelik emperyalist emellerine alet eden sözde medeni, cagdas ve hatta bu ugurda sahte kitaplar yazd1ran ulkeleri ve tarihleri boyunca omuz omuza carpistiklari, ekmeklerini paylastiklari kendi Turk vatandaslarini ve ordusunu arkadan vuran Ermeni çeteleri ve bunlarin katlettikleri turkleri gundeme tasimiyorsunuz. Bu iki ratafli katliamlarin gercek suclulari arasinda varliklarini kandirilmis yandaslarini da kullanarak surduren , Ingiliz ve diger emperyalist sozde medeni ulkeleri ve bunlara alet olan orgutlerini neden sucsuz farzediyorsunuz anlayamiyorum. Hic bir katliam bu gunun sartlarinda mazur gorulemez. Gunumuzde Super devletlerin yaptiklarida. Ama kendi eteklerindeki tasa, kendi eteklerindeki kurumus, ellerindeki taze kana bakmadan iki kardesin arasinda 90 yil once olan bir faciayi kasiyarak hatta kanatarak ve baris yerine husumet ve dusmanligi korukleyerek varmak istenen noktayi goremeyecek kadar kor olmamak gerekir. Bu tur bir yaklasim, yani bir taraf sutten cikmis ak kasik, diger tarafta , her cephesinde suren savaslar ile bitkin dusmus, emperyalist devletler tarafindan ulkesi parca parca yok edilen , bir yandan da kendi yurttaslari tarafindan ordusu ve sivili ile arkadan vurulan, bir hukumetin sonradan bu yanlis kararlari nedeniyle gerekli cezalara carptirilan yoneticileri. Donemin kosullari altinda almis oldugu yanlis kararlar. Ve su anda yapilmaya calisilan , bu olaylar nedeni ile bu gunun turkiyesini mahkum etmek... Sahnede Ayni kiskirtici , emperyalist ulkeler . Yarim kalan islerini bitirip Turkiye ve Asya uzerindeki emperyalist amaclarina ulasmak icin , ayni kardeslerimizi kullanarak sozde medeni, yuzsuzce girisimleri. Ve su anda bu hata tamamen Turklere yuklenmeye ve butun Turkiye cezalandirilmaya calisiliyor. Eve hirsiz girmis, Evde felaket olmus, ev halki birbirini yiyor, Hirsizin hic sucu yok, ustelik te hakemlik yapiyor....Saniyorum, bu gidisle bu isten sadece ve yine hirsiz kazancli cikacak.... Sadece Turk ve Ermeni arkadaslarima selamlar sunuyorum... Engin...
ÖZDE TEHCİR YA DA SÖZDE SOYKIRIM...
Insanlara aci çektirilmesi, ezilmesi ve yitirilmesi hic bir zaman kabul edilemez, 1 kisi olsun, 300,000 veya 1,5 milyon.- Gozlerim yasararak yazinizi okudum, bir kac ay evvel bizim mezunlar sitesindeki karsilikli yazismalarda ben de bu konuya insancil olarak yaklasilmasini önermek ve kör ve sagliksiz milliyetçiligin zamanimiz düsüncesinde yeri olmadigini söylemek istemis sonradan cesaret edemeyip yazimi göndermemistim. Özünü daha etraflica bir uslupla kaleme aldiginiz icin çok tesekkür ederim Mehmet Özelsel
1915 Ermeni techiri
Sayin Bener, 04.05.2005 Yazinizi ve bunla ilgili yorumlari okudum.Insani degerler acisindan yaziniz fevkalade ama biraz (taraflica demek istemiyorum ) eksik. Evvel emirde bir konuyu inandigim sekilde dile getirmek istiyorum.Tarihte tek soykirim,bana gore II.Dunya savasindan once Almanyanin baslattigi ve savas boyunca devam ettirdigi Yahudilere ve Cingenelere(pek taraftarlari ve lobileri olmadigi icin hep suskun kalmislardir ne yazikki) gayet planli ve sistematik imha hareketidir.Ne Fransizlarin birkac100binlerce Cezayirli ye yaptiklari,ne HindiCinde Fransizlarin ve Amerikalilarin yore insanlarina yaptiklari,ne Amerikalilarin yerlestikleri topragin asil sahipleri yerlilere yaptiklari,ne Japonlarin milyonla terennum edilen Cinlilere yaptiklari soykirim tabirine girer ki 1915 te olanlar hic girmez.Hepsi de korkunc birer trajedi ve insanlik ayibidir ama cesitli etki ve tepkilerden dogmustur.Dogru olduklarini savunuyorum sanilmasin. Gelelim mevzumuza : Kabaca 1850 lerden diyelim ,1915 yilina gelene kadar Dogu bolgesinde Rus ve Ingiliz kiskirmalari ile bolgede at oynatan,kendine kucak acmis Osmanli Devletinin askerini savasta arkadan vurmus, cesitli isyanlar cikartmis,savunmasiz koyleri yakip yikmis,coluk cocuk kadin kiz ihtiyar demeden katletmis ,insanliktan nasibini almamis Ermeni cetecilerin bugunku torunlari vs de orada katledilmislerin torunlarina birer ozur borclu degillermi??Neden bu konuyu hic dile getirmediniz.(Yorumcularinizin hemen hepsi de bu konuda suskun ,yalniz taraf oldugunu aciklayan Turab isimli arkadas haric.) Neden yalniz 300 bin Ermeni vatandasin olumu uzerine konusuluyorda ,sozunu ettigim acilari yasamis 500 bin rakkami ile ifade edilen asker,sivil Turklerden hic soz yok.Bu gariplerin Amerikada ,Avrupada Fransada vbs lobileri yok ta ondanmi,yoksa bunlarin torunlari dedelerine,ninelerine yapilanlardan dolayi Ermenistan hukumetinden maddi bir menfaat talebedemeyecekleri gercegindenmi suskunlar?Insanlik namina bunlarin acilarini da yansitacak bir kac cumleyi yazilarina koyacak babaYigit humanist yazarlar yokmu? Saygilarimla Bu yorumumun da sayfanizda yer alacagini umid ederim. Hüseyin H.Bekyel
unutmadan
suçlu bulunmamak,suçluluk duygusunu başımızdan atmak için,özür dilememek için unutuyoruz geçmişi.insanım.farkındayım ve "türk" olmamak için çok fazla sebebim var;unutmuyorum.kimse unutmasın ki ileride bir gün ermeni bir çocuktan ya da şu an ülkemizde yaşamaya çalışan,dillerini kullanma hakkına bile yeni kavuşmuş olan kürt bir arkadaşımızdan özür dileyebilelim."türk" hissetsek de hissetmesek de bu ülkedeyiz. cellat
Tehcir veya soykırım..ne fark eder????? Insanlardan bahsediyoruz...
Sevgili Yigit Yazin bana Chicago'da yasayan bir Ermeni arkadasim tarafindan ulasti..Ona da MSU dan bir profesor tarafindan yollanmis. Yazın bu konuda okudugum en insancil ve o derece de mantikli.. keske herkes sade bu konuda degil diger konularda da bu kadar duyarli olabilse. Ellerin dert gormesin. Seçkin
Ermeni soykirimi
Sayin Yigit Bener: size yurt disindan yaziyorum. Ben soykirim mevzusunu senelerdir ancak yurt disindan, Americadan, izleyebildim cunku simdiye kadar yurtta sizin gibi cesaretli, berrak dusunen bir yazar yoktu. Burada ise, Ermeni bilim adamlarinin disinda, bu mevzuda yazanlar, sharlatan Justin McCarthy ve Heath Lowry gibi "ilim adamlari" ortada hokkabaz gibi oynayip vatana yardimci olacaklarina, aksine, mevzuyu dediginiz gibi "kelime oyunu" sekline getirip inanilmaz bir vakit kaybina ugrattilar. Bence gulunc oldular. Bu arada Turkiyede bir nesil daha oyalandi durdu, hakikatleri bilmeden yetisti ...bu arada soykirimdan kurtulanlardan nice Ermeni atlarimizi haklarini vermeden gomduk... Vakit nakittir: Gelin vatandaslar, bu isi halledelim. Cunku, size yazilan yorumlardan da anladigima kadar, okucularinizin cogu ayni fikirde: hepimiz Anadolu cocuguyuz... Dinimiz ayri ise bile kalan her varligimiz ayni. Zaten bu soykirim din meselesi degildi ki...o da baska mevzu. BRAVO Yigit bey. Adiniz gibi yigitsiniz. Turkish-Armenian-American
Özde Tehcir ya da ...
bir süryani olarak size kısaca "elinize sağlık" deyip teşekkür ediyorum. almanya'dan sevgiler musa
Yayam, Aneannem
1915'.de Yozgat'in Bogazliyan koyunde evin erkekleri kagnilarla kesime goturulurken kadinlar yalniz ve savunmasiz kalmisti. Benim yayam Ovsanna evin genc, yasli kadinlarini bir araya topladi. Bes yasindaki oglu Mihran kusku yla anasinin uzun eteklerine sarilmisti. Ovsanna, casareti kirilmis bir yuzle etrafina bakti ve sessizce hazirladigi zehiri herkese verdi. En sonunda ogluna ve kendine verdi. Hikayenin sonunda zehiri alanlarin cogu oldu, 5 yasindaki Mihran da dail olmak uzere. Ovsanna ve birkac kadin hayatta kalabilmelerinin tek nedeni Turk komsulari onu buldu ve sakladilar kesim bitene kadar. Ovsanna oglu Mihran'i bir daha gormedi ve ben cocukken ismini anip sessize aglardi. Bu kadin ki o kadar mezalim gordu, bir gun kimseye ne bagirip ne de yemin etti. Yaziniz icin sukranlarimi sunarim. A.Arakelian
ÖZDE TEHCİR YA DA SÖZDE SOYKIRIM
Zedelenen dosluklarin,kirilan kalplerin onarilmasina verdiginiz destekten dolayi size tessekur ederim. harut
Thank You
Tesekkurler V. Aslanian
Bir yorum
Bu artik insani bir sorun olmaktan çoktan çikmis, siyasi bir kangrene dönüsmüstür. Insani unsurlari hiç kalmadi gibi. Diaspora Ermenilerini muhatap olarak kabul etmek çok yanlis olur kanimca. Yapabileceklerimiz sadece Türkiye'deki Ermenilerle arayi düzeltmek. Yalçin
TEBRİĞE TEBRİK
ben sizin yazınıza yorum getiren gökhan özkan'ın yorumunu çok güzel buldum.bunları yazıp birilerine bişeyler anlatmaya çalıştığı için -bugünlerde insanlar bişeyleri anlatmaya bile çalışmaya biliyor da-kendisine teşekkür ediyorum. EBRU
neyi degistirecek???
ben 41 yasina gelmis bir dunya insani olarak duygu ve dusuncelerimi anlatamadiktan, sadece var olduklarini bildigim ama asla taniyamadigim, daha da onemlisi gercek muhataplar dururken 3.lerin sahiplendigi bu "gecmise" ne dedigimizin ne anlami var ki benim soyadim geri gelecekmi? SAYGILAR avedis
Bugün 23 Nisan, yarın 24 Nisan
Bugün 23 Nisan, yarin 24 Nisan. Bu gün 23 Nisan. 23.Nisan.1920, Ankara'da Mustafa Kemal ve aralarinda Ermeni cemaati temsilicisinin de oldugu 115 milletvekili, kalabalik halk destegiyle yeni meclisi kurar. Hakimiyetin yeni adresi artik Ankara'dir. Yarin 24 Nisan 24.Nisan.1915, Istanbul'daki Ermeni aydinlar, sanatcilar, ögretmenler, avukatlar, doktorlar ve mebuslar, Anadolu'da cikan Ermeni isyanlarinin elebaslari olduklari gerekcesiyle tutuklanir. 23.Nisan.1920 ilk meclisin kurulus bayrami, 24.Nisan.1915 ise Ermeni Tehciri kararinin ilk basamak tasidir. Bayram sevinciyle, "Soykirim" huzursuzlugunu pespese yasadigimiz iki gün. 23 Nisan hepimizin bayrami. Türkiye Ermenilerinin de bayrami. Onlarinda Cumhuriyeti, her ne kadar Ermeni kökenli milletvekilimiz olmasa da onlarin da meclisi. Canakkale`de, Kurtulus savasi cephelerinde onlarin da kani var. Bu temelde onlarin da harci var. 1915'li yillarda yasanan olaylarin nedenlerini, kimin hakli kimin haksiz oldugunu, önce kimin basladigini, kimin daha fazla öldürdügünü tartismayi bir yana biraktigimizda, belki, ölenlerin yalnizca bizim ölenlerimiz olmadigini, onlarin da ölenleri oldugunu fark ederiz. Bizler nasil ölenlerimizin ardindan üzülür, yas tutar, dualar edersek, onlarinda üzüldügünü, yas tuttugunu, dua ettigini hatirlariz. Diaspora Ermenilerinin 24 Nisan'i "Soykirim" günü kabul edislerini kabul edercesine, kendi Ermenilerimizi, Türkiye Ermenilerini üzebilecegimizi, rencide edebilecegimizi düsünmeden özellikle o gün karsi propoganda baslatiriz. Gazete mansetlerinde, Radyolarda, Televizyon ekranlarinda hakli oldugumuzu iddia eder, hatta, "onlarda hak etmisti" deriz. Ama Bizim Ermenilerimizin de gazete okudugunu, Radyo dinledigini, Televizyon izledigini hic aklimiza getirmeyiz. 23 Nisan da beraber kutladigimiz bayramin ardindan, diaspora'nin iddialarini gögüsleme telasina düserken, onlar da günün huzursuzlugunu kapandiklari evlerinde yasarlar. Ölen atalarindan kalan hüznü kimseye belli etmezler. Mezarliklarina, kiliselerine toplu ziyaret yapamazlar. Belki korktuklarindan, cekindiklerinden, belki de yeni tartismalar yaratmak istemediklerinden o gün evlerine cekilirler, isleriyle mesgul olurlar. Yasanan aci olaylarda ölen müslümanlar icin "Ermeni mezalimi" anitlari dikilirken sanki, bir kan davasi güttügümüz izlenimi verdigimizi hic düsünmeyiz. Aralarindan biri "Ölenlerin arasinda bizim atalarimizda vardi. Bizim acimizi da anlayin..." diyemez. Derse, "Ne yani sen olanlara soykirim mi diyorsun?" deriz. Yasanan acilari kendi tekelimize alir, onlarin acilarini, "Vatan Hainligi" ile es degerlendiririz. Ayas yollarinda kervanim mi var Beni öldürmeye fermanin mi var Aglamaya sizlamaya dermanim mi var Yandim allah yandim, yandirma beni Türküsünü söylerken, sözlerdeki acinin, Ayas'a sürülen bir Ermeni'nin feryatlari oldugunu tabii ki bilmeyiz. Cünkü, Ermenilerin de acilari oldugunu hep unuturuz. Türkiye'de kala kala 70.000 Ermeni'nin kaldigini, onlarin acilarina da biraz olsun saygili olmamiz gerektigini hic düsünmeyiz. Pek gurur duydugumuz Dolmabahce sarayini Ermeni ustalarin yaptigini bilmeyiz. Ortaköy camii'ni de. Belki de, Basbakan Tayyip Erdogan bile Istanbul'da calisma ofisi yapmak icin restore ettirdigi eski kaymakamlik binasinin Ermeni ustalarin eseri oldugunu bilmez. Siz, Atatürk tarafindan Türk Dil Kurumu'nun basina getirilen ve ömrünün sonuna kadar o görevde hizmet veren, adindan A. Dilacar diye bahsettigimiz insanin Agop Dilacar oldugunu biliyor muydunuz? Siz, Bu aksam gün batarken gel Sakin gec kalma erken gel Sarkisinin, Tatyos Efendi'ye ait oldugunu biliyor muydunuz? Siz, Nubar Terziyan'i, Kör Agop'u, Toto Karaca'yi hic duymus muydunuz? Siz , "Yurtta baris, dünyada baris" sözündeki, yurtta barisin ne demek olduguna hic kafa yordunuz mu? Gökhan Özkan
Namusluca bir yorum
Adı gibi beyni ve yüreği de Yiğit olan Yiğit Beyin, yazdığı bu yorumu arada bir bir şeyler gevelemeye çalışan Bir Kurumun Başkanına okutmak gerekir, belki taşıdığı ünvana az da olsa katkıda bulunur. O ki şu an hasbelkader başında bulunduğu kurumun kurucusunun ve uzun yıllar başkanlığını yapan kişinin kim olduğundan haberi varmıdır, Sayın Başkan diyor ki o dönemde dozer yoktu ki öldürülenler dozerin açtığı çukura gömülebilsin..... bu cümleyi kullanabilen bilim insanına bravo mu denir!!!!!!! başka ne denir.... Sinan
kimin umrunda?
savaşlarda sadece masumlar ölür...adı ne olursa olsun;bazıları başkalarının acısını hiç duymamıştır, bazıları ise hayatlarında bir kez olsun, evrenin yaradılışından beri çekilimiş tüm ıstırapları içinde hisseder. yani, birileri için bu, biz ve onlardı yada soykırımdı, techirdi , lobiydi, topraktı, savaştı, sıfatlardı, güç içeren kelimederdi, bu günkü iktidarın göstergesiydi, bir çok şeydi, ölen bir yığın insan dışında bir çok şey. Ve konuşanlar da onlar zaten. Gerçeği değil kelimeleri konuşanlar ve ne olduğunu bilmeyenler, hiç bilemeyecek olanlar, hissedemeyenler ve umursayamayanlar.... bir de rüyalarına ölü çocuklar girenler var ki; onlarınsa anlatmaya mecali yok...hem, duymayan kulaklara konuşmak niye? olanların, ölenlere ilgisi yok.. 1915'le, daha öncesiyle, daha sonrasıyla... sarıkamışla, çanakkaleyle,azteklerle de ilgisi yok.. oyun, bu günün oyunu.. oyunun acıyla ilgisi yok. tansu tanyar
Tebrikler
Yigit Bey , son zamanlarda okudugum en humanist, mantikli, yapici, anlamli yaziydi. Her iki taraf ipleri gerdigi surece bir yere varamiyacagiz. Diasporadaki Ermenilerin cogu Turkleri tanimiyor. Onlar tehcirin savurdugu insanlarin torunlari, onlar anayurtlarindan atilmanin travmasini yasayan insanlar. Onlara Turk halki zeytin dali uzatmadigi surece, onlar da bizim insanlarimzdi, gelin birlikte bir cozum bulalim denmedigi muddetce, hala Ermeni mezallimi okullarda ders olmaya devam ettikce, rol geregi bile olsa her yil Erzurum'un Kurtulusu torenlerinde Ermeni dusman rolu almayi ustlenmeyi istemeyecek kadar halk Ermeniye dusman edilirse, bir yere varamayiz. Her ne adla anilirsa anilsin masum, silahsiz bir halkin bir gun icinde yanlarina birkac gunluk yiyecek disinda hicbirsey almadan yola cikmasi istenmisse, onlarin cogunun yollarda kirilacagini bu tehcire karar verenler bilmiyorlar miydi. Dogru ve mantikli yaklasiminiz icin tebrikler, keske herkes sizin gibi dusunse. Berch
ÖZDE TEHCİR YA DA SÖZDE SOYKIRIM... FARK EDER Mİ GERÇEKTEN?
Sayin Yigit Bener! Yazinizin basligindan yola cikarak, ilk sözüm evet gercekten fark eder olacak. Ama yine de bu günlerde okudugum, izledigim yorumlar arasinda en insancilinin sizin yaziniz oldugu icin size tesekkür etmek istedim. Saygilar. Tamar
Evet ne fark eder???
Adı soykırımmış ya da değilmiş... ölenler 10 kişi ya da 10 milyon kişiyimiş... ne fark eder? Her halde utanç vericidir... Her halde trajedidir... ve her halukarda bunca ölü saygıyı hakederler... İlk defa böyle bir yaklaşımı, bu açıklıkla sizin yazınızda gördüm... Kutlarım... Teşekkür ederim... Melik Çelikoğulları
özür..özür..özür..
çok teşekkürler.. meseleye insani açıdan da yaklaşılabileceğini gördük bi kez daha. yazdıklarınıza büyük ölçüde katılıyorum. bi yetkilide de çıkıp bu yaşananın, soykırım ya da tehcir ya da her neyse, olmasına bakmaksızın, özür dilemesi gerekmez mi?! ben kendi adıma, insanlık adına, madem ki bu kararı alanlar bizim atalarımız ve devlet bizim eski devletimiz, bir türk vatandaşı olarak özür diliyorum herkesten. keşke daha fazla hoşgörülü ve sağduyulu olabilsek.. onur
Özde Tehcir/Sözde Soykırım
Keşke bu yazdıklarınız daha çok insana ulaşabilse. Keşke bu memlekette sizin gibiler daha çok olabilse. Ellerinize sağlık. Sizi kutluyorum. Izin verirseniz bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: "Tehcir" kararı sadece Doğu Anadolu'dan yapılmadı, Trakya'dan, Orta, Kuzey, Güney Anadolu'dan da Türkiye'nin Ermenilerin yaşadığı her yerinden yapıldı. Buna ilişkin belgeler var, Türkçe kaynaklarda da bu bilgi mevcut. Ancak tıpkı, devlet kuruluşlarının (bakanlıklar ve Genel Kurmay dahil) tek elden çıkmış web sitesi metinlerinde 24 Nisan'da İstanbul'da "Ermeni komitacılar"ın tutuklandığının yazılması gibi (oysa milletvekili, şair, yazar, müzisyen, çok sayıda aydın vardı tutuklananlar arasında. İki milletvekili - biri büyük Ermeni aydını, öykücüsü ve Meclisi Mebusan Istanbul milletvekili Krikor Zohrab) bu büyük yalan da (sadece Rus cephesinden tehcir yapıldığı yalanı) resmi ağızlarda, hiçbir utanma duyulmadan, tekrarlanıp duruyor. Ben utanıyorum. Sevgi ve saygılarımla, Ayşe Günaysu Ayşe Günaysu
Öbür taraf, Bu taraf
Tamamen insani açıdan yapılan değerlendirmelere katılıyorum. Ama tehcir kararını verenleri de anlamaya çalışıyorum. Şöyle ki 1915 yılının hemen öncesinde batılı devletlerin diğer azınlık isyanları ile ilgili tutumlarını, imparatorluk topraklarının bu nedenlerle elden çıktığını, kala kala elimizde anadolu nun kaldığını, ermeni isyanı nedeniyle anadolu nun da kaybedileceği endişesinin tehcir kararında etkili olduğunu düşünüyorum. Bunlar zamanın yöneticilerini ne derece aklar bilmiyorum ancak burada herkese bir soru soruyorum. Anadoludaki Ermeni nüfusu aynen kalsa idi bugün Türkiye Devleti yaşıyor olurmuydu, batı kesinlikle bağımsızlık isteyecek(Hem de anadolunun büyük bir kesimini isteyecek) Ermenilere karşı Türkiyenin toprak bütünlüğünü korur muydu. Yani tehcir kararının alınmasında çok büyük bir "olmak ya da olmamak" sorunsalının etkili olduğunu düşünüyorum. Eminim ki o zamanın çoğu gerçekten de idealist yöneticilerinin yanlış olduğunu ve büyük trajedilere yol açacağını bile bile içleri kan ağlayarak böyle bir karar aldıklarını düşünüyorum. Karar doğru mu: yanlış. Ama toplumlar var olup olmama noktasında yanlış kararlar da alabilirler. Bu da öyle bir karar. Yaşanan trajedide batının büyük bir sorumluluğu vardır. osmanlı nın elinde kalan son parçanın kaybedilmemesi endişesi bu trajediyi doğurmuştur. Acayip kötü bir ikilem. Şundan eminim ki yaşananlar hiç bir şekilde düşmanca duygularla alınmış bir yok etme kararı değil varolma endişesi nedeniyle alınmış soğukkanlı bir yoketme kararı. Tıpkı kendinizi öldüreceğinden emin olduğunuz birisini soğukkanlı bir şekilde planlayarak öldürmeniz gibi. çünkü köşeye sıkışmışsınız, kaçacak yeriniz yok. Bu duruma da belki siz neden oldunuz ama varolup varolmama ikileminde bunları düşünücek haliniz yok. Soruna Ermeniler bakış açısıyla baktığımda gerçekten kabul edilebilir bir durum değil ve onlara hak veriyorum. Ama ben bu taraftayım. Ne yapayım. Turab
tesekkurler.
az once eksik taslar adli kitabinizi bitirdim. hemen sonra da google dan isminizi aradim ve ilk olarak bu yazi cikti. oncelikle ermeni 'sozde' soykirimi meselesinde hep soru isaretleri vardi kafamda, ama o sorularin onemsiz oldugunu anladim. onemsiz, cunku netice itibari ile ortada 300 bin sivilin olumu soz konusu, oyle ya da boyle nedeni cok onemli degil. ayrica kitabinizi da cok begendim. bir cok kritik konu hakkinda sunulmus ilginc gorusler... suna
tesekkurler
fark etmez.. ali
ØZDE TEHCIR YA SØZDE SOYKIRIM
Rakam ve gurur savasina indirgenen Ermeni soykirimi tartismasini cok insancil boyutlarda acilandirarak yepyeni bir boyut kazandiran guzel yaziniz icin sizi kutlarim. Nur Beier
Ozde tehcir ya da soykirim
Dusunceleriniz cok dogru. Bende bu meseleyi dusundugum zaman ayni sekilde dusunuyorum. Onemli olan yapilan felaketin ne kadar buyuk bir facia oldugunu yansitan bir sekilde yasamak, ve kaybolan kulturel zenginlikten birseyler kurtarmaktir. Istanbullu bir Rum vatandas. Aleks Anas
Soykırım mı?
Sevgili Yiğit, Gerçekten olayı saf ve insani boyutlarıyla ele aldığın ve samimi tavrın için tebrikler. Umarım ders alması gerekenler de okur....... Aysen Yeğen Özatay
Özde tehcir
Bu konuya bu kadar insancıl yaklaşıldığına ilk defa tanık oluyorum. Bunu anlayabilecek düşman kardeşlerin azlığı ise beni endişelendiriyor. Bu kadar mantıklı bir yazı, ancak bu kadar kalbe hitabedebilir. Seni tebrik ederim. Barışa az bir katkı değil! Ümit Sarp
OZDE TEHCIR YA DA SOZDE........
Sayin yigit. Sizi tanimiyorum fakat size nasiul tesekkur edecegimi bilemiyorum. Size o 300 bin sehidlerin adina 300.000 opucuk yolluyorum ve de size bir site ismi veriyorum. http://armmusic.free.fr sevgilerle K.B.Agopian K.B.Agopian
Teşekkür
Hakikatleri acikca goz onune serdiginiz icin sizi candan tebrik ediyoruz. Sonsuz tesekkurler. Arto
tesekkurler.
elinize saglik... Murat
|